05 Nisan 2008 Cumartesi

= Adorno =

Genç olduğunu iddia eden fakat bütün tepkilerinde eskilerden çok daha kaşarlanmış olduğunu gördüğümüz bir kuşak var karşımızda ...
Adorno

MACHİAVELLİ

Ne kadar zavallısınız bazen. .. Şefkat makyajı yapılmış suratlardaki kurnaz tebessümler unutturuyor hemen öfkenizi. O tebessümlerin yerleştiği yalancı ağızlardan sizi sindirmek için alev topu gibi yükselen kükreyişler karşısında titriyorsunuz hemen. Sesiniz soluğunuz kesiliyor, donup kalıyorsunuz. Korkuyla bağlısınız onlara. Değiştirme riskini göze alamadığınız patronlarınızdan, "şanslı" ordularınızın başkumandanlarından, devlet başkanlarınızdan ödünüz kopuyor. İnanıyorsunuz onlara. Anlamıyorsunuz bir türlü "miş" gibi yaptıklarını. Verdikleri sözleri tutacaklar'mış' gibi davranıyorlar ama asla ne dediklerini hatırlamıyorlar. Çocuklarınızı koparıyorlar sizden, bilerek öldürüyorlar; sonra sizinle birlikte arkalarından merhametliler'miş' gibi, gözyaşı döküyorlar. İyiliğiniz için'miş' gibi 'tebaa' olmanızı istiyorlar; dilinizi konuşmayanı, sizi temsil eden kumaş parçasını elinde dalgalandırmayanı dışlamanız hatta giderek ortadan kaldırmanızı arzuluyorlar. Yaşadığınız yerlerde "siz size" kaldığınızda daha mutlu olacağınıza inandırmaya çalışıyorlar sizi.Size bunları yapıyorlar çünkü varlıklarını sürdürmeye ihtiyaçları var. Estirdikleri rüzgarlara göre şekil alan siz kalabalıklardan besleniyorlar. Sayenizde elde ettikleri güçten ve bu gücün getirdiği ayrıcalıklardan bür türlü vazgeçmek istemediklerinden "devlet", "ulus" kelimelerini düşürmüyorlar dillerinden. (....) Olmadığınız halde sizi 'ezeli ve ebedi kahramanlar' ilan ediyor, bununla da yetinmeyip aranızdan "illegal katil kahramanlar' çıkarıyorlar. Kendilerinin bizzat yapmaları halinde açık nefretinizi kazanmalarna neden olacak 'kanlı eylemleri' o illegal katil kahramanlara' yaptırıyorlar işte...Hep vardılar. Yüzyıllar boyunca başka başka yerlerde yaşadılar, farklı diller konuştular, değişik topluluklara hükmettiler. Hiç değişmediler, hep aynıydılar (.... )
K Dergisi, Perihan Özcan, Machiavelli, Sayı: 56
(... )
Antik Yunan bilgeliğinde bize ulaşan bu kırık dökük seslerden bir bilgelik nostalgiası sunmaya çalıştım. Bitirirken sözlerime nasıl bir duygunun eşlik edeceğimi biliyorum: Hüzün. Kendi benimi hakikate hazırlayacak sabır, özen ve çaba içinde olmadım. Hakikatin nitelendirdiği bir yaşam biçimini istememe gibi soylu bir kaygım da olmadı. Ruhumu hakikati arayacak bir tutku sarmadı. Sevecek kadar uzun durmadım şeylerin kıyısında. Anlamadığım bir telaş ile koşturup durdum. Düzeni ve hızı ayarlanmış bir elde etme kargaşasına öylesine katıldım. Bu standartların dışında kalma korkusu ile bir an yavaşlayıp ne olur ya? sorusunu sormadım. Önüme konulanı tüketiyorum. İzle denileni izliyorum. Umutlanmıyorum bile. Bana sunulanların dışına bir şey istemeyi bilmiyorum. Ölümden korkuyorum. Korkumu derinlemesine duyumsayacak bir varoluş anına da sahip olamadım. Çünkü ölümü televizyonda tanıdım. Yüzlerce ölümü bir arada gördüğümde ise kanal değiştiriyorum. Kendi ego' mun gür sesinde sağır olduğum için haksızlıklara karşı yükselen çığlıkları duyamıyorum. Gönülleri cam eşya gibi kırıyorum. Yenisi kolayca alınır düşüncesiyle. Dünyanın yakılıp yıkılmasına aldırmıyorum. Nasıl olsa yenisi alınır diye. Yaşamayı bilmiyorum. Bildiklerim yaşam bilgeliğine uzak şeyler. Bir kimyasal etkileşimini formüllere dökebilirim. Ünlü bir mankenin ilk sevgilisinin adını bir çırpıda söyleyebilirim size. Ancak kendimi bilmiyorum. Buna üzülmüyorum da. Çünkü böyle bir fırsatı görecek yavaşlık yok yaşantımda. Aslında ne coşkularımın, ne sevgimin ne de acılarımın adını biliyorum. Kurtulmak için bir çabam da yok. Neyi beklediğimi, ne tür bir umut taşımam gerektiğini de bilmiyorum. Aslında kör olduğumu anladım. Benim gibi körlere çağdaş insan diyorlar yeniden görmek olanaklı mı? Belki.. Belki beklediğimi bile bilemedim kutsal bir ışık ruhuma düşer, belki..
Ertuğrul R. TURAN
Doğu - Batı ( sayı: 40, yıl: 10 )

Batı İnsanı

" Batı kültürünün kökeni Eski Yunan ve Musevi kültürüne dayanır. Bu her iki kültürde de hedef insanı daha iyi, daha eksiksiz, daha mükemmel yapmaktı. Batı insanının eksiksizliğinde, mükemmelliğinden daha önce maddesel şeylerin eksikliğini, mükemmelliğini aldı. Daha mükemmel şeyler yapmak için bilgisini çoğalttı. Bugün Batılı insan hastalıklı bir biçimde duygulanmak yeteneğini yitirmiştir. Bu nedenle de kuşkudan, tasadan, ruhsal yıkıntıdan kendini kurtaramıyor. Hala mutluluk, bireycilik, özgür girişim gibi bir takım ezberlenmiş lakırtılar ediyor ama aslında hiçbir hedefi yok. Niçin yaşıyorsun, diye bir sorun bakalım. Yanıt vermekte güçlük çekecek. Kimisi çoluk çocuğu için yaşadığını söyleyebilir. Kimisi yaşamın keyfini çıkarmaktan ya da para kazanmaktan bahsedebilir. Aslında kimse niçin yaşadığını bilmiyor. Bütün istediği yalnızlıktan kurtulup güvenini sağlamaya çalışmak."
Erich Fromm

KiTAP - WiToLd GoMBRoWicZ


KOSMOS


Fransız yazar ve yayımcı Maurice Nadeau'nun 'Onu durmadan keşfediyoruz, onu keşfetmek hiç sona ermiyor. Ve onun sayesinde durmadan kendimizi keşfediyoruz,' dediği Witold Gombrowicz yirminci yüzyılın en büyük, en özgün, en ilginç yazarlarından biri. 1904 yılında Polonya'da doğan Witold Gombrowicz ilk kitabını 1933 yılında yayımladı. 1939 yılında geziye gittiği Arjantin'de, İkinci Dünya Savaşı'nın çıkması üzerine 1963 yılına kadar yaşadı. 1965 yılında Vence'da (Fransa) öldü. Kosmos'un konusu çok yalın: İki genç, bir kır evine pansiyoner olarak yerleşirler, orada tanıdıkları üç çiftle bilikte bir kır gezisine giderler. Bir ağaca asılmış bir serçenin, tavandaki ok biçiminde bir çatlağın, bir portakal kabuğuna batırılmış bir tüyün, duvara çakılmış bir çivinin birbiriyle ilişikisi nedir? Roman kahramanının, evin kedisini boğup bir duvara asmasının, öteki nesnelerle ne gibi bir ilişki mi neden olmuştur? Temel izleği 'suç ve ceza' olan bir sözde polisiye romanda yazar, insan zihninin, insan ruhunun karmaşık labirentlerinde gezintiye çıkıyor. Kosmos ile 'Formentor' ve 'Uluslararası Yazın Ödülü'nü alan bu büyük yazarın, başta Ferdydurke ve Trans-Atlantik olmak üzere öteki başyapıtlarını da okurlarımıza sunmaktan büyük bir kıvanç duyacağız.

Atilla İlhan

Tut ki gecedir…Karanlık sıvaşır ellerine camlardan. Birden kırmızıya
döner trafik ışıkları. Kükürtlü dumanlar yükselir korkuya batmış cam
kırığı adamlardan. Tehlikeye büyür sakalları.
Tut ki gecedir…İhbarlar birer sansar, bir telefondan bir telefona
atlar. Yeraltı örgütleri tetik üstünde, adres değiştirmiş silah
kaçakçıları. Fahişeler birbirinden kuşkulanır.
Tut ki gecedir…Katiller huzursuz, hırsızlar sinirli, hainler ürkekçedir.
Elleri telefona kendiliğinden uzanır. İhanete gece müthiş bir
gerekçedir. İhbarlar birer sansar, bir telefondan bir telefona atlar.
İhanet bir bilmecedir.”
Atilla İlhan



(...) Bir şeyin kendisi olduğunu söylemek, böyle bir söyleşiyi olanaklı biçime dönüştürmek için o şey' in yakınında durmaktan daha çarpıcı ne olabilir ki? Bir şey' i parladığı anlarda görürüz. Bir şeyi yakınlaştıran onu görmektir. Ancak parıltılar yanıltıcı da olabilir. Çoğu zaman da öyledirler. Parladığı anda bir şey' i tümüyle gördüğünüzü ve bu tek bakışta onu tükettiğinizi varsayarsınız. Bu bilginin tüketiliciliği o şeyi sıradanlaştırmaya yeter. Yeni bir şey ararız tüketmek için. Ne yanılgı ! Geride bıraktığımız şey, ne olduğuna ilişkin tüm ip uçları ile sessizliğe gömülür. Küser ve geri çekilir. Modern insanın şeylerle ve insanlarla ilişkisi ne yazık ki böyle. Sömürü düzeni içine yerleştirilmemiş tek bir şey yok. Şeylerin ve insanların ne olduklarını açacağı "alan" ortadan kaldırılmış gibi. Bu sıradanlaştırma ( nesneleştirme ) sürecinde sevgi ve barış da kendine düşen payı almıştır. (...) Sevgilinin yakınında duramıyoruz. Ele geçirme ustası olan modern insan aynı zamanda elden çıkarma ustası da oldu. Düzen böyle işliyor. Hastalıklı bir tutkuyla ya da kurnaz bir hamle ile ele geçirilen ve sevgili tahtına oturtulan "şey" ( nesne ve özne' den daha özenli bir sözcük ), içinde patladığı haz ve hoşnutluk anının tüketmesini izleyen anda hızla elden çıkarılır.


Ertuğrul R. TURAN


Doğu - Batı ( sayı: 40, yıl: 10 )

KiTaP - ORuç AruOBa


Oruç ARUOBA - İLE


Sevgi' yi formüle edebilir misin? Belki yazarsın belki düşünürsün belki düşünüşlerinde iç çeker yeniden siler, koparır, yapıştırırsın ama sevgili' yi tanımlarla "yaşayamaz"sın. O sadece akar içinde, bazen yanıltır, kızdırır bazen dünyanın en mantıklı adamı yapar seni. Ama elini uzatıp tuttuğunda... Hesaplayamazsın nereye nasıl gideceğini..Oruç Aruoba kitabıyla savuruyor işte bizi "olan" "olması istenen" "olamayan" yaşanmışlıklara; ama iş yaşantıya gelince silinecek elbet hafızalarımızdan kitapta yer alan güzel - akılcıl değinmeler.. Hep deneyeceğiz hep yenileceğiz ama belki bu sefer daha iyi yenileceğiz


**Hep denedin

Hep yenildin

Olsun,Yine dene

Yine yenil

Daha iyi yenil - Samuel Beckett


Oruç Aruoba - İle - Metis Yay., 2006


ORuç AruOBa

Ankara TED Koleji'ni bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Yüksek Lisansı'nı aldı. Aynı üniversitede Felsefe Bilim Uzmanı oldu. Felsefe doktorasını tamamladı ve öğretim üyeliği yaptı (1972-1983). Tübingen Üniversitesi (Almanya) felsefe semineri üyeliği (1976-1977) ve Victoria Üniversitesi (Yeni Zelanda) konuk öğretim üyeliğinde bulundu (1981). Çeşitli basın organlarında yayın yönetmenliği, yayın kurulu üyeliği ve yayın danışmanlığı yaptı. Birçok dergide yazı ve çevirileri yayınlandı. Serbest yazar olarak çalışmaktadır.



LaRs VoN TRIER


SıKınTı VeRen YöNeTMeN


Adı, Soyadı : Lars Von Trier

Doğum Tarihi : 30. Nisan. 1956

Doğum Yeri : Kopenhag, Danimarka

Meslek : Yönetmen

Filmleri:Emret Patronum ( 2006 ) Yönetmen, senarist.Manderlay ( 2005 ) Yönetmen, senarist.Sevgili Wendy ( 2005 ) Senarist. Beş Engel ( 2003 ) Yönetmen, senarist, oyuncu.Dogville ( 2003 ) Yönetmen, senarist.Karanlıkta Dans ( 2000 ) Yönetmen, senarist.Dalgaları Aşmak ( 1996 ) Yönetmen, senarist.Krallık II ( 1995 ) Yönetmen, senarist.Avrupa ( 1991 ) Yönetmen, senarist.Epidemic ( 1987 ) Yönetmen, senarist, oyuncu.Suç unsuru ( 1984 ) Yönetmen, senarist.




= = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = =


Emret Patronum
Tür : Komedi

Gösterim Tarihi : 22 Aralık 2006

Yönetmen : Lars Von Trier

Senaryo : Lars Von Trier

Yapım : 2006, Danimarka / İsveç

Oyuncular: Jens Albinus , Jean-Marc Barr , Casper Christensen , Benedikt Erlingsson , Friðrik Þór Friðriksson , Peter Gantzler , Sofie Gråbøl , Iben Hjejle


Sıradışı çalışmaların altına imza atmayı seven usta yönetmen Lars von Trier, yeni çalışması için yeniden kamera arkasında.İş dünyasının gerçeklerini mizahi bir dille ortaya seren film, şirket sahibi bir patronun şirket başkanı olarak rol yapması için bir aktörü kiralamasıyla başlar. Satmak istediği şirketini yıllar evvel kurduğunda, bir takım gizli işleri saklayabilmek için hayali bir başkanın var olduğunu uydurmuştur. Fakat şimdi şirketine talip olan potansiyel alıcılar, bu varolmayan başkanla görüşmek isteyince işler karışır. Oyunculuk kariyeri sayısız başarısızlıkla dolu olan bir aktörün rol yeteneği ise artık tek çıkış yoludur.Dünya prömiyerini Kopenhag Film Festivali'nde yapan usta yönetmenin yeni filmi, iş dünyasının 'kurnaz' çarklarına sokulan eleştirel bir çomak gibi...



= = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = =


Dogville

Tür : Gerilim / Dram

Gösterim Tarihi : 5 Aralık 2003

Yönetmen : Lars Von Trier

Senaryo : Lars Von Trier

Görüntü Yönetmeni : Anthony Dod Mantle

Yapım : 2003, Danimarka / İsveç / Fransa , 177 dk.

Oyuncular Nicole Kidman (Grace) , Harriet Andersson , Lauren Bacall (Ma Ginger) , Jean-Marc Barr , Paul Bettany (Tom Jr.) , Blair Brown (Mrs. Henson) , James Caan , Patricia Clarkson (Vera)

30'ların Amerika'sında Rock dağlarında bir kasabadayız. Peşindeki gangsterlerden kaçan güzeller güzeli Grace, bir kasabaya sığınmak zorunda kalır. Kadına acıyan kasaba halkı, başlangıçta iyi niyetlerle kadına sahip çıkar ve arasına alır. Fakat kadının konumunun kendileri açısından da bir tehlike arz etmesiyle, aralarındaki ilişki farklı boyutlar kazanmaya başlayacaktır. Grace, kasabalının öteki yüzünü görmeye başlar ve çaresizliği bir kurban konumu almasına neden olur. Her filmi olağanüstü bir heyecan yaratan, günümüz sinemasının dahi isimlerinden Lars Von Trier, bir kez daha kamerasını Amerika'ya çevirerek yeni bir üçlemeye başladı. Her filmde sınırları zorlayan deneysel bir üslupla karşımıza çıkan yönetmen, bir kez daha her anlamda sarsıcı bir yapıma imza attı.




= = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = =


Karanlıkta Dans

Tür : Müzikal

Gösterim Tarihi : 1 Aralık 2000

Yönetmen : Lars Von Trier

Senaryo : Lars Von Trier

Görüntü Yönetmeni : Robby Müller

Müzik : Björk

Yapım : 2000, Almanya / Hollanda / ABD , 140 dk.

OyuncularBjörk (Selma Jezkova) , Catherine Deneuve (Kathy) , David Morse (Bill) , Peter Stormare (Jeff)


10 yaşındaki oğlu Gene ile bir karavanda yaşayan Çek göçmeni Selma Jezkova kalıtsal bir hastalık yüzünden kör olmak üzeredir. Bu hastalığını oğlunu da etkileyeceğini bilen Selma, çelik fabrikasında canla başla çalışarak biriktirdiği parayla oğlunu ameliyat ettirme arzusu içerisindedir.Ne var ki olaylar onun istediği biçimde gelişmez, komşusu ve ev sahibi olan Polis Memuru Bill, Selma'dan parasını çalınca onu öldürmek zorunda kalır ve hapisin yolunu tutar.Birçok ülkenin ortak yapımcı olarak imza attığı film, geçen sene Björk'e Cannes Film Festivali'nde "Altın Palmiye" getirmişti.Filmin tüm yapımcılarının listesi şöyle:Almanya / Hollanda / Abd / İngiltere / Danimarka / Fransa / İsveç / Finlandiya / İzlanda / Norveç



K Dergisi

Sıkıldın mı kendinden? Hergün yaptığın hatalarından, güçsüz görünmeden neden olan zaaflarından, başkalarının gözünden düşüren ama bir yandan da seni onlara denk getiren günahlarından?Kendi ruhuna ulaşamıyor olmanın sıkıntısını başkalarının ruhlarını kurcalayarak, onlar hakkında gereksiz hükümler vererek geçirmeye çalışsan da bir yanınla biliyorsun oysa sen ruhun olmadan bir hiç olduğunu ve bu onulmaz hiçliği başkalarının sözlerine bakarak, onları dinleyerek ya da dinlemeyerek, eleştirerek, severek, nefret ederek, tüketerek doldurmaktan başka bir derdin olmadığını..İnsansın sen ve insan olmanın kurallarından biri sanki kendine uzak, başkalarına yakın durmak.. Ama merak ettiğin her sorunun yanıtı, çektiğin her acının devası sende; sen bir okyanustaymış gibi yüzebilirsin kendinde boğulmaktan korkmadığın sürece..
-K dergisi, sayı 48, Cana Yalçın-

Siz hiç gerçekten yalnız kaldınız mı? Lacivert bir gece göğünün solgun ışığında kendi sularıyla sessizce yıkanan, durgun, sukünet dolu bir denize bakarak ne olduğunu tam olarak bilmeseniz de içten gelen bir sezgiyle aradığınız şeyin, tek bir dokunuşta, tek bir rolde ve tek bir mutlulukta yatmadığını düşündünüz mü?(...)Derin bir yalnızlığın en dibinde bir yerlerde, kimsesizlikten çamurlaşmış bir ruhu zorla kıpırdatmak, yaşatmak için acıklı şekillerde çabaladığınız oldu mu? Olağandan daha titrek atışlarla adeta korkarak vuran kalbinizi yatıştırmaya çalıştınız mı hiç?Avunamadığınız, tutunamadığınız, bir yerlerden kayarak inanılmaz bir hızla bir başka yerlere yuvarlandığınız ama bu arada yuvarlanmaktan ziyade bir yere varamamaktan duyduğunuz korkuyla ürperdiniz mi bir an olsun? Kim olduğunuzu, adınızın arkasında duran unvanlarınızı ya da belki önüne sonradan eklenmiş yeni bir adı bile umursamadığınız, sahip olduğunuz herşeyden, onlara tek başınıza sahip olduğunuz, paylaşamadığınız için neredeyse nefret ettiğiniz bir zaman yaşadınız mı ömrünüz boyunca?Yalnızlık ölüme benzer çoğu zaman ve ölmemek için yaşarsınız bazen sadece; ölmemek, yepyeni bir yaşama kavuşabilmek, azgın bir nehrin akıntısına kapılmamak için, tam da o akıntıya kapılmak üzereyken hayatın demirden köprüsüne bir kanca atıvermek için aşık olursunuz. Bir başka kalbin attığını duymak istemenizden kalbiniz üzerinde, bir başka tenin dokunmasını dilediğinizden teninize, sevişmek gerçekten de bütünlenmekmiş gibi arasınız kendinizi bir başkasının bedeninde...Yeni kurulan her ilişki bir yuvarlanıştır bir bakıma, ama korkmazsınız bu defa; yalnız değilsinizdir, biri durur yanınızda ve sizinle birlikte yuvarlanır EĞER GERÇEKTEN YANINIZDAYSA...
- K Dergisi, sayı: 51, Cana Yalçın -

Alejandro Gonzalez Iñárritu


Adı Soyadı: Alejandro Gonzalez Iñárritu

Doğum tarihi : 15. Ağustos. 1963

Doğum yeri: New MeksicoMeslek:

Yönetmen, prodüktör.

1963 yılında Meksika’da doğan yönetmen, henüz 23 yaşındayken yönetmenlik, yapımcılık ve Meksika’nın bir numaralı rock müzik istasyonunda DJ’lik yapmaya başladı.1888 - 1990 yılları arasında Meksika yapımı altı uzun metrajlı filmin müziklerini hazırladı. 1990 yılında ise bir yapım şirketi olan Zeta Filmcilik şirketini kurdu. Polonyalı yönetmen Ludwig Margules’le birlikte tiyatrı yönetmenliği, Judith Weston’la da Maine ve Los Angeles’ta film yönetmenliği eğitimi aldı.1995’te, başrolünde Miguel Bose’nin yer aldığı ilk uzun metrajlı televizyon filmi “ Detras del Dinero’yu yönetti. Halen Zeta Yapımcılık ve Yayıncılık Grubunun ortağı olan Iñárritu, New York Uluslararası Film ve TV Festivali ile Londra Film Festivali’nde büyük ödüller almıştır.1999 yılında WFM kampanyası için FIAP’tan GRAND PRIX ödülünü alan yönetmen, 2000 yılında gösterime giren ve ilk uzun metrajlı filmi olan “ Amores Perros " ( Paramparça Aşklar – Köpekler ) filminin yapımcılığını ve yönetmenliğini yaptı.


2001 yılında “ En İyi Yabancı Film ” dalında Oscar ve Altın Küre adayı olan film, Chicago, Tokyo, Cannes, Los Angeles, Moskova, Havana Film Festivalleri gibi pek çok uluslararası festivalde toplam 30 ödül aldı.



= = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = =


21 GRAM


Tür : Dram

Gösterim Tarihi : 21 Mayıs 2004

Yönetmen : Alejandro González Iñárritu

Senaryo : Guillermo Arriaga

Görüntü Yönetmeni : Rodrigo Prieto , Fortunato Procopio

Müzik : Gustavo SantaolallaYapım : 2003, ABD , 125 dk.

OyuncularSean Penn (Paul Rivers) , Naomi Watts (Cristina Peck) , Benicio Del Toro (Jack Jordan) , Charlotte Gainsbourg (Mary Rivers) , Melissa Leo (Marianne Jordan) , Clea DuVall (Claudia) , Danny Huston (Michael) , Carly Nahon (Cathy) , Claire Pakis (Laura)


Profesör Paul Rivers ve karısı Mary, birlikteliklerinin ölüm ve yaşam arasındaki dengeyle paralel olduğunu farkederler. Adam ölümcül bir hastalığın pençesindedir ve kalp nakli için sıra beklemektedir. Kadın ise yapay döllenme sonrasında hamiledir ve çocuğunu doğurmaya hazırlanmaktadır. Christina Peck, zor geçen gençlik dönemini çabuk olgunlaşarak atlatmış iki çocuk annesi bir kadındır. Kocası Michael ve kardeşi Claudia ile birlikte çevrelerine mutluluk ve umut saçmaktadırlar. Daha düşük ekonomik düzeye sahip Marianne iki çocuğuna bir gelecek yaratmaya çalışırken, eski bir suçlu olan kocası Jack kendisini dine adamıştır.Trajik bir kaza, bu üç çift ve ailelerinin hayatlarını kesiştirecektir. Birbirlerinin de desteklerini alarak hayatlarındaki en önemli soru işaretlerini cevaplandırmaya çalışacaklardır.



= = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = = =


PARAMPARÇA AŞKLAR VE KÖPEKLER


Yönetmen : Alejandro Gonzalez Iñárritu

Senaryo : Guillermo Arriaga

Yapım : 2000, Meksika

Tür : Gerilim/Dram

OyuncularEmilio Echevarría, Jorge Salinas, Goya Toledo


Meksika şehrinde bir trafik kazası üç kişinin yaşamını yitirmesine sebep olur...Genç delikanlı Octavio, kardeşinin karısı Susana ile kaçmaya karar verir. Köpeği Kofi'yi kaçışlarına yardımcı olacak paranın elde edilmesine aracı olarak kullanırlar. Bu dokunaklı aşk üçgeni, yasak aşkın geri dönüşsüz bir yol haline gelmesiyle daha da karmaşıklaşır.Bu arada, 42 yaşındaki Daniel güzel model Valeria ile birlikte yaşamak için ailesini terk eder. Yeni hayatlarını kutladıkları gün Valeria trajik bir kazaya kurban gider. Peki her şeye sahip olduğunu düşündüğü anda tüm hayatı birdenbire değişen Daniel ne yapacaktır?Yıllarca hapis yatmış kiralık katil olarak çalışan eski komünist gerilla El Chivo kaza yerine geldiğinde Octavio'nun ölmek üzere olan köpeği Cofi'yi bulur, onu alır ve iyileştirir. Bu karşılaşma, onun acı dolu geçmişiyle başa çıkmasına yardımcı olacaktır.Özgürlük, insanoğlunun zaafları ve karmaşıklığı üzerine bir film olan " Paramparça Aşklar Köpekler ", dünyanın en büyük ve karmaşık kentinin keşmekeşini büyük bir yalınlık ve gerçekçilikle gözler önüne seriyor...



Çocuk Aklı




YENİ YILDA BEKLEDİĞİM
Yeni yılda ülkemizde barış, dostluk olsun. Ülkemizde huzur olsun. Silah patlatmasınlar. Polislerin işleri hafiflesin. Askerler polislerle ülkemizi korusun. Polisler insanların kafasına vurmasın. İnsanlar dövüşmesin. Dövüşseler bile insanlarımız ayrıltsın. Çocuklar dükkanın ya da başka bir yerin camını kırıp kaçmasınlar. Çevreyi kirletmesinler. Çiçekleri ezmesinler. Huzur, dostluk, barış içinde olalım.

Onur ÖZGÜZEL
Aydınlıkevler İlköğretim Okulu 2 / F

Epiktetos = Düşünceler ve Sohbetler =

TUTARLILIK

Yapacağın her işe başlamadan önce ileride neler olacağını ve arkasından neler çıkacağını iyice düşün, ondan sonra işe giriş. Bu yolu tutmazsan, yapacağın hareketten önce zevk duyarsın. Çünkü arkasından ne geleceğini gözünde canlandırmış değilsindir. Fakat sonunda rezalet kendini gösterince utanç içinde kalırsın. Olimpiyat yarışlarında birincilik kazanmayı kuşkusuz istersin. Doğrusu bunu ben de isterim. Çünkü çok şerefli bir şeydir. Fakat ilkin böyle bir girişimin sonunda olacakları iyice düşün. Bu tetkikten sonra girişimde bulunabilirsin. Önce bir düzene girmek, zorla yemek yemek, zevki okşayan her şeyden uzaklaşmak, sıcak olsun soğuk olsun belli saatlerde beden eğitimi yapmak, soğuk suyu ve şarabı gayet ölçülü içmek, bir söz ile kayıtsız şartsız beden eğitimi öğretmenine, tıpkı bir doktora olduğu gibi teslim olmak, ondan sonra yarışmalara girmek gerekir. Orada yaralanabilirsin, ayağını kırabilir, pek çok toz yutabilirisin. Bazen kamçılanabilir ve nihayet yenilebilirsin de. Bütün bunları iyice düşünüp taşındıktan sonra gönlün isterse git ve atlet ol ! Bu önlemleri almazsan bazen pehlivanları bazen gladyatörleri taklit eden, biraz önce boru çalarken biraz sonra trajediler temsile kalkarak oyun oynayan çocuklar gibi abes şeylerle uğraşmış olacaksın. Bazen atlet bazen gladyatör bazen hatip ve bütün bunlardan sonra filozof olmaya kalkacak ve gerçekte hiçbir şey olmayacaksın. Bir maymun gibi yapıldığını gördüğün her şeyi taklit edeceksin. Her şey sırası ile hoşuna gidecek. Çünkü ne yapmak istediğini önceden düşünmedin. Pervazsızca sağgörüden mahrum olarak sadece hırsının ve hevesinin rehberliği ile bu işlere atıldın. Böylece birçok kimse bir filozofu görerek ya da Euphrotes’ in hatip olduğunu duyarak, onun gibi kim söyleyebilir, hemen filozof olmak isterler.Dostum, önce yapacağın işin iç yüzünü öğrenmeye çalış. Sonra bu yükü taşıyacak kadar kuvvetli olup olmadığını anlamak için kendi karakterini incele. Pentathlo mu gladyatör mü olmak istiyorsun? Kollarına, beline, bacaklarına bak. Çünkü hepimiz aynı şey için doğmuş değiliz. Filozof mu olmak istiyorsun? Düşün ki bu mesleğe girmekle başkaları gibi yemekle beraber, ancak filozoflar kadar içebilir, onlar gibi bütün zevklere veda edebilir misin? Geceleri uyanık kalıp çalışmaya, ailenden ve dostlarından uzak kalmaya, bir esirin oyuncağı olmaya, şeref, mevki, yüksek görevler yolunda özetle her yerde geride durmaya razı olmak gerekir.Bütün bunları gözünü önüne getir ve sükutunu, özgürlüğü ve gerçeği bu ücret karşılığında satın alıp alamayacağını düşün. Eğer elinde değilse başka bir yola gir ve çocuklar gibi davranma. Bugün filozof, yarın tefeci sonra hatip ve sonra Kayser’ in kahyası olma. Bu işler birbirine uymaz. Tek bir kişi olman gerekir. İyi ya da kötü bir adam. Ya ruhunla ilgili şeylerle ya da bedeninle ilgili şeylerle uğraşmalısın. Özetle ya iç aleminin zenginliğini ya da dış alemin zenginliğini elde etmeye çalışmalısın. Demem şu ki, ya bir filozofun karakterini yahut sıradan bir adamın karakterini yeğlemelisin.

Düşünceler ve Sohbetler / Epiktetos

Herakleitos

‘SAVAŞTIR
HERŞEYİN BABASI
KRALI
KİMİNİ TANRI KILDI
KİMİNİ İNSAN
KİMİNİ KÖLE
KİMİNİ ÖZGÜR”
Herakleitos

W.Shakespeare

‘Bak gökyüzünün tavanı,
Pırıl pırıl parlayan altın sarısı desenlerle
Baştan başa nasıl bezenmiş.
Gördüğün kürelerin en küçüğü bile
Yörüngesinde dönerken melekler gibi şarkı söyler
Işıl ışıl gözleriyle koro halinde geçer hepsi.
Ölümsüz ruhlar duyabilir bu müziği.
Ama bir gün çürümeye mahkum olan
Bu kaba topraksı giysiye bürünmüş bizler duyamayız.”
Venedik Taciri
‘Sön cılız kandil sön ! Hayat dediğin ne ki :
Yürüyen bir gölge, bir zavallı kukla bu sahnede:
Bir saat boy gösterip, boyun kırıp gidecek !
Bir daha da duyulmayacak artık sesi.
Bir aptalın anlattığı bir masal bu,
Kuru gürültüler, deli saçmalarıyla dolu.”
Hamlet
‘Gel ey gece !
Kirpikleri kavuşturan karanlık,
Bağla gözlerini yumuşak yürekli gündüzün.
Görünmez ellerinle yırt at
Uykularımı kaçıran varlığın kader yazgısını.
Gün soluyor karga çal kanat gidiyor kara ormana,
Gündüzün iyi kulları boyunlarını büküp
Uykularına dalmak üzereler,gecenin kara güçleri
Avlarının üstüne saldırmaya hazırlanırlarken.”
Hamlet
Yaşamımızın dokusu karmakarışık bir masal, iyi ile kötü yan yana, eğer yanlışlarımız onları kırbaçlamasaydı, erdemlerimiz gurur duyardı; ve eğer erdemlerimiz onları bağrına basmasaydı suçlarımız umutsuzluğa kapılırdı.”
Yeter ki Sonu İyi Bitsin
"AMA DÜŞÜNCELER YAŞAMIN KÖLESİDİR;YAŞAMSA ZAMANIN SOYTARISI.…"
Gücünü ve imkanını aşan bir ev planı yapan ve iş yarılandığında vazgeçerek, yarı bitmiş yapıyı, ağlayan bulutlara çıplak bir kurban gibi sunarak parçalansın diye hırçın kışın zorbalığına bırakan biri gibi..”
4.Henry

Albert Camus =Amerika Günlükleri=

Amerika Günlükleri
‘İki kere intihar fikri; ikincisinde
hala denize bakarken, şakaklarımda
ürkütücü yanık hissi. İnsanın
kendini nasıl öldürdüğünü şimdi
anlıyorum. Yine laf, sohbet çok ama
söylenen az. Karanlıkta yukarı
güverteye tırmanıyor, çalışmamla ilgili
bazı karalar verdikten sonra,
günü deniz, ay ve yıldızların
karşısında bitiriyorum.Su yüzeyi
hafiften ışıltılı ama derindeki
karanlığı hissediyorsunuz. İşte deniz
bu ve ben denizi bunun için
seviyorum !Yaşama çağrı,ölüme davetiye”
Albert Camus

Ingvar Amjornsen

‘İşte hayat bu ! Bilebildiğimiz ne kadar az şey var ve saatte yüz yirmi ile gelen ölüm karşısında seçme şansımız sıfır. Tanrılar bir yerlerde oturmuş ipleri oynatıyorlar ve bizler tüm karşı koymamıza rağmen uysal uysal sallanıyoruz.
KOLAY DEĞİLKAFATASIMIZIN İÇİNE SIMSIKI YAPIŞMIŞ TAKİPÇİLERİ ATMAK.
Kendimi bu insanların nereye gittiklerini düşünürken buldum. Nereye gidiyorlardı? Ne yapıyorlardı? T.v. ve hafta sonu içkileri bitince neyin düşünü kuruyorlardı? Sorular. Kainat sorularla doluydu. Her birimiz dıştan ya da kendi içimizden gelecek çözümleri bekleyen birer muamma ! Görünmez perilerden,kendi yarattığımız Tanrılardan medet umuyorduk. Bekleme süresi boyunca da tekne boyuyor,içiyor veya borsa spekülasyonlarına girişiyor,çocuk yapıyor,faturaları ödüyor ya da ödemeyip bırakıyorduk. Sayılı yıllar diye düşündüm.”
Ingvar Amjornsen-Beyaz Zenciler
İntihara kalkışan kişi aşağılık,rezil biridir.İntihara kalkışan kişi,çevreden yalnızca nefret ve aşağılayıcı alkışlar toplayan küçük,zavallı bir yaratıktır.İntihara kalkışan kişi,cellat olarak kendini seçmektedir çünkü kimsenin bacakarasına bir tekme atacak kadar bile kendisine değer vermediğini bilir.Sıfırdır ve pis hayatına sıfır bir çözüm seçer.Ölüm bile onu aşağılamaktadır.“KÖPEK EFENDİ İSTEMEZDİ,EFENDİ KÖPEĞİN DÜNYASINI YIKMASAYDI EĞER.”
Ingvar Amjornsen-İnsan Postuna Bürünmüş Köpek

Alfred Bester = Kaplan Kaplan =

Sizi domuzlar, sizi. Domuzlar gibi çürüyorsunuz. İçinizde en çoğu var, en azını kullanıyorsunuz. Beni duyuyo musunuz ha! İçinizde milyon var, kuruşları harcıyorsunuz. İçinizde bir dahi var, deliliği düşünüyosunuz. İçinizde bir kalp var, boşluklar hissediyorsunuz. Hepiniz. Her bir, hepiniz….Harcamanız için savaş gerek. Düşünmeniz için engel gerek. Büyümeniz için bi meydan okuma gerek. Kalan zamanda yerinizde sayıyosunuz. Domuzlar sizi! Tamam ya, Allah sizi kahretsin! Ben size meydan okuyom, ben. Ölün ya da yaşayıp büyük olun. Kendinizi havaya uçurup nalları dikin ya da bana gelin, sizi heybetli yapayım. Ölün sizi kahrolasılar ya da gelip beni, Gully Foyle’ yi bulun ve sizi büyük yapayım. Size yıldızları vereyim. Sizi adam edeyim.
KAPLAN! KAPLAN!
Kaplan! Kaplan! Gecenin ormanında
Işıl ışıl yanan parlak aleve,
Hangi ölümsüz el ya da göz, hangisi,
Kurabilirdi korkunç simetrini?
Hangi uzak derinlerde, göklerde
Yandı senin ateşin gözlerinde?
O hangi kanatla yükselebilir?
Hangi el ateşi kavrayabilir?
Ve hangi omuz ve hangi beceri
Kalbinin kaslarını bükebildi?
Ve kalbin çarpmaya başladığında,
Hangi dehşetli el, ayaklar ya da
Neydi çekiç? Ya zincir neydi?
Beynin nasıl bir fırtınanın içindeydi?
Neydi örs? Ve hangi dehşetli kabza
Ölümcül korkularını alabilir avcuna ?
Yıldızlar mızraklarını aşağıya atınca,
Göğü sulayınca gözyaşlarıyla,
Güldü mü o, görünce eserini?
Kuzu’yu yaratan mı yarattı seni?
Kaplan! Kaplan! Gecenin ormanında
Işıl ışıl yanan parlak aleve,
Hangi ölümsüz el ya da göz, hangisi,
Kurabilir o korkunç simetrini?

William Blake


Oscar Wilde = Reading Hapishanesi Baladı =

Reading Hapishanesi Baladı
Yürüyordu mahkumlar arasında
Sırtında yırtık bir elbise vardı.
Ve bir oyuncu şapkası başında
Adımları usuldu, tasasızdı
Ama onun kadar büyük bir tutkuyla
Kimse bakamazdı gün ışığına.
Onun gibi kimseler bakamazdı
Bakamazdı böylesine tutkuyla
Mahkumların gökyüzü dedikleri
Bu küçük ve mavi bez parçasına
Gümüş yelkenleri ile göklerde
Süzüle süzüle giden buluta.
Oscar Wilde

şEHİR - Konstantinos Kavafis

ŞEHİR
‘Bir başka ülkeye,bir başka denize giderim’ dedin,
‘bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi-gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem,nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.
”Yeni bir ülke bulamazsın,başka bir şehir bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir,sen gene aynı sokaklarda
dolaşacaksın.Aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde ak düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma.
-Ömrünü nasıl tükettiysen burada,bu köşecikte,
Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.”
Konstantinos Kavafis

Kortej

Kortej
Sen bir akşam sefasına çıkarsın bende
Ben içime yaklaşamam
Uyuşur bedenim…
Kalbime baykuşlar doluşur
Hepsi de nefessizlikten ölür
Yarasalar cenaze töreni düzenler
Ve cesetler geceye gömülür…
Soluyamaz ciğerlerim havayı
Yaşama krizi geçiririm
Acile taşınırım ambulansla
Yolda çocukluğum düşürülür
Kriz geçer
Bulunamaz çocukluğum
Eksik dururum
Sen bir akşam sefasına çıkarsın bende
Ben ilk otobüse bilet keser
Kaçarım kendimden
Aklım ihbar eder
Bulunurum
Söylenecek tüm sözleri tüketir
Borca girerim
Dilime haciz gelir
Susturulurum
En yalnız yerimi dayarım kafama
Rus ruleti oynarım
Her seferinde vurulurum vuruken
Ağlarım…
Çok ağlarım…
Ama ölmem !!! ...
Sen bir akçam sefasına çıkarsın bende
Ben içime hiç yaklaşamam…..
savaş alanına döner kaderim….
M. Akif Gündoğdu

= ZeN =

Karanlıkta yalnızca karanlık yanı görmeyin.
Aydınlıkta, yalnızca aydınlık yanı görmeyin,
Bu ikisi, birbirlerinden ayrılmadan varolurlar.
Kutsal Zen Metni


Snowboard'un Tarihi


70li yillarin baslarinda Bob Webber, Tom Sims, Jake Burton Carpenter, Chuck Barfoot ve Dimitrijie Milovich'tan olusan surf tahtasi dizayn eden grup tarafindan dusunulmus ve prototipleri olusturulmustur. Iclerinden Bob Weber 1972 yilinda snowboardun patentini alarak ilk resmi snowboardu yaratmistir. Onceleri snowboard yarismalarina katilan universite ogrencisi Burton, daha sonralarda bunu gelistirmeyi kafasina koymustur. ( lk temelleri küçük water ski şeklinde ucunda ip olan ve ayakta durulan bölümde ortadan arkaya kadar kaymayı önleyici pütürlü olan ve çocukken kaydığımız kızaklara benzer snurfer'la atılmıştır.Bu fikrin sahibi 1960 lı yıllarda Sherman Poppin'di.Zaman ilerledikçe bir grup rahatsız üniversite öğrencisi eğlenceli yarışlar düzenlemeye başladılar,tabi ki sizlerinde tahmin edebileceği gibi Jake Burton da bu değişiklik arayışı içinde olan kişilerden biriydi.Sonra bu yarışmalar esnasında, vahiy şeklinde bir fikir indi Burton'un aklına,"Ayakları borda sabitlemek" -evet, evet harika bir fikirdi bu,bu sayede ellerini yarışta kullanmaya ihtiyacı olmayacaktı.Bunun ne kadar zekice bir fikir olduğunu yarışları kazanmaya başlayınca daha da iyi anladı Burton. ) Snowboardla onceden ilgilenenler bu soyadlarinin bazilarini coktan duymuslardir. Ozellikle Bob Weber'den 1990 yilinda patenti alan Jake Burton'in kurdugu Burton firmasi gunumuzde de snowboard sektorunun en gozde markalarindandir.
Ilk tasarlanmaya baslandiginda kizak tarzinda dizayn edilen snowboarda daha sonralari baglamalarak eklenerek kullanim rahatligi saglanmis ve bu da snowboardun populerligini arttirmistir. Gunumuzde snowboard, kayagin pabucunu dama atma seviyesine gelmistir. Ozellikle giysilerinin gunluk giysilere yakin tarzda tasarlanmasi, snowboardcunun yan ve esnek durusu bilhassa gencler arasinda bir anda snowboardu bir tutku haline getirmistir. Kayak kokenli insanlar icinde hizla snowboard ogrenme istegi dogmus, usenenlerde ise snowboarda karsi karalama kampanyasi baslatilmistir :) .






ELİF ŞAFAK Siyah Süt


Post - natal depresyon gibi "ince" bir konuda bir kadının kendi itiraflarını paylaşması elbet ki çok güzel. Eminim ülkemizde pek çok çift için de yön verici bir kitap olacaktır. Kitap kurgusunda bir kopukluk olmamasına rağmen ne var ki belli bir yerden sonra insanı boğan bir anlatıma dönüşmekte. Kitap, başlangıçtaki "farklılık" ığını ve akıcılığını kaybediyor. Özellikle içsel sorgulamalar biraz daha ayak altı hale geliyor. Nitekim, Siyah Süt, Elif Şafak' ın çok güzel ifade ettiği "suya yazar" gibi değil de .. Bir akar biraz durur cinsinden olmuş...Doğan Kitap, 2007ELİF ŞAFAKElif Şafak, 1971, Strasbourg doğumlu. ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü nü bitirdi, yüksek lisansını aynı üniversitede Kadın Çalışmaları Bölümü nde, doktorasını ise Siyaset Bilimi alanında tamamladı. "Bektaşi ve Mevlevi Düşüncesinde Kadınsılık-Döngüsellik" konulu yüksek lisans tezi Sosyal Bilimler Derneği nce ödüllendirildi. İlk öykü kitabı Kem Gözlere Anadolu 1994 yılında yayımlandı. İlk romanı Pinhan ile 1998 yılı Mevlana Büyük Ödülü nü aldı. Bunu Şehrin Aynaları ve yazara 2000 yılı Türkiye Yazarlar Birliği Ödülü nü kazandıran Mahrem izledi. Bu romanıyla geniş bir okur kesimince tanınan yazar, diğer romanları gibi Metis Edebiyat dizisinde yayımlanan Bit Palas (2002) ve Araf ı (2004) yazdı. Kadınlık, kimlik, kültürel bölünme, dil ve edebiyat konulu yazılarını Med-Cezir de (2005) bir araya getirdi. Bir süredir ABD de yaşayan Elif Şafak Avrupa ve ABD de çeşitli gazete ve dergilere yazmakta, Michigan Üniversitesi nin ardından Arizona Üniversitesi nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Kitapları çeşitli dillere çevrilen Elif Şafak ın İngilizce kaleme aldığı son romanı Baba ve Piç (2006), dünyanın önde gelen yayınevlerinden Viking/Penguin tarafından basılmıştır(2007).




Büyük Yargıç M.



Sanırım tan ağarmakta. Beni yıkıntılarımın içinden çekip bir bütün halinde yere fırlatıyor N. İnfaz tarihim ikiye bölünmüş. Büyük yargıç M. hücrede fazla beslendiğimi düşünmüş olsa ki sadece dar ağacının kurulması için fazladan süre veriyor. Piyon yargıç N'nin vicdan kırıntılarından bir merhamet sahnesi takılıyor yüreğine bir sonraki güneşin doğuşunu da görsün diyor.Aslında büyük yargıç haklı, bir sonraki güneşin doğuşunu beklemenin hüznü, sevincini bir kaşık suda boğacak.


Diydem BAYLAN


“Sağ elini sol omzundan aşağıya doğru uzat ve kürek kemiklerine dokun. Biraz daha belirginleştiğini, ele geldiğini hissedebilirsin. Onlar senin kanatların. Kendini yalnız hissettiğinde balkondan Akdeniz’e uçman, kendini özgür hissettiğinde bunu gökyüzü ile ödüllendirmen ve beni özlediğinde uçup yanıma gelmen için oradalar. Farkında mıydın bilmem ama onlar hep oradaydılar. Sen bana arkanı döndüğünde onları öper ve ikimizin de aynı olduğunu bilir, yatağa hoşça kal derdim.”

Özgür Özgök